………….İçinde yaşadığınız toplumu değiştiremeyebilirsiniz ama birlikte yaşadığınız topluluğu değiştirebilirsiniz.Dünyayı değiştiremezsiniz ama dünyanızı değiştirebilirsiniz.Kendinize yeni bir yaşam çevresi seçebilirsiniz.Sizin gibi düşünen,yaşayan,hisseden insanlar var.Onları bulmak için yollar da var.İnsanı istediğine götüren yolların sayısı,gökteki yıldızların sayısı kadardır…………………
alıntı:Mümin Sekman-Herşey Seninle Başlar
Ama , Yeni Bir
Dün, oğlumun Ayşecik ve İlmoş teyzesi geldiler bize, hoş geldiler..)
Gerçi üçümüzde de bi halsizlik halleri, yorgunluk emareleri vardı ama neyse ki alışkınız birbirimize de tatlı tatlı idi özlediğim muhabbet. Burnumun nefes alamayan kısık foşurtuları arasında..)
Tabi bu arada misafirlerine pasta yaptıran nadir insan olaraktan bir ilkimi gerçekleştirdim. Onlar gelmeden önce anacığımın poğaçasını yapmak için kardı idim hamuru. Olabildiince cıvık olmalıydı hamur ama abartmışım tabi… dersiniz ki lokma hamuru. Baktım olmıcak, onlar da beklenenden erken gelince önce beraberce kaşıkla tepsiye bıraktık. Artanı da yuvarlak bi tepsiye döküp -ki sanki kaç kişiye yapıyosam bi boluk hamurda..)- verdik fırına. Böylece ilk ekmeğimi yapmış oldum ve dedim ki “tamam artık ekmek de yapabiliyorum anne olabilirim..)” Yok canım tabii ki başka şeylerimi hazırlamıştım, o kadar da değil. Bi poğaçaya güvenmedim. Hoş iyi ki de güvenmemişim; çünkü annemin pufidik poğaçaları yerine sümsük gibi yayımış birbiriyle kavuşmuş küçük ekmek parçaları oldu her biri..) Ekmekse süperdi. Derken yedik, içtik, -tabiri caizdir- şiştik ve kahve keyfi ardından haydi bu sefer de giriştik “kaya kurabiyesi” yapımına. Daha doğrusu Ayşecik’le ben yamaklık yaptık, İlmoşum hazırlayıverdi 10 dakkaya. MİS MİS, ellerine sağlık..)))))
Ama , Bir , Bu , Ekmek , Erken , Gibi , Halsizlik , Hamur , Idim , Ilk , Insan , Ki , Lokma , Nadir , Nefes , Pasta , Sanki , Yok , Yorgunluk
Fark ettim ki Giritteki yaşamımdan, pişirdiklerimden söz ediyorum ama yaşadığım şehir, İraklio hakkında hiçbir fotoğraf yayınlamamışım. Bu fotoğraflar geçen ay içinde annem ve babamla birlikte şehirde gezerken objektifime takılanlardan yalnızca bir kaçı…

Burası Iraklio’nun küçük limanı. Burada yalnızca yatlar ve balıkçı tekneleri oluyor. Pire limanından İraklio’ya varan büyük feribotlar yat limanının hemen yanındaki büyük limana yanaşıyorlar. Arka planda görülen kale 16. yüzyılda Venedikliler tarafından inşa edilmiş, halen Osmanlı dönemindeki ismiyle “Kule” olarak anılıyor.


Ahtapotlar yakalanıp yeterince dövüldükten sonra, pimeden önce “çamaşır gibi” asılıp kurutuluyor. Bu balık lokantalarında oldukça sık rastlayabileceğiniz bir görüntü.


Sepetler dolusu deniz kabukları, deniz yıldızları ve mercanlar satan bu dükkana takılıp kalmamak mümkün değil. Zaman zaman uğrar, oradaki bayanla sohbet ederim. Onun babası da Egeli, kendisi hiç gidip görediği için oraları benden dinlemeyi seviyor. Ben de deniz kabuğu kolleksiyonuma ekleyeceğim yeni bir şeyler getirmiş mi bakıyorum.


Bu bebekleri ben de ilk defa gördüm. Bazılarının “etekleri” mutfak havlusu olmuş, bazılarınınki de naylon poşetleri biriktirme torbası. Geneneksel kıyafetler içinde olanlar turistlerin ilgisini daha çok çekiyor.


Annemle babamı bu gelişlerinde İraklio dışında çok fazla yere götüremedik. Ama bu kez önceki gelişlerinde olmayan bir yere gittik. İraklio’nun 20 km. batısında geçen kış açılan Cretaquarium, Yunanistan’ın en büyük akvaryumu. Mayacık harika vakit geçirdi.


Denizanalarının adeta birer “melek” gibi salınışları belki de gördüklerimizin en güzeliydi. Yukarıdaki fotoğraf benim değil Yorgo’nun. Ben akvaryumda öyle çok fotoğraf çekmişim ki, en sonunda denizanalarına ulaştığımızda makinamın kartı dolmuş, ayrıca da hiçbir kareyi silemeyecek kadar pili bitmişti
Ama , Benden , Bu , Deniz , Egeli , Fark , Hemen , Ilk , Iraklio , Kale , Kez , Kule , Nun , Satan , Sohbet , Ya , Yeni , Yere

Evet Gürcistan serimize devam ediyoruz. Bugünkü bölümümiz ise Gürcistan’ın yapıları, mimarîsi üzerine kurulu olacak becerebildiğmce… Efenim memleket Rus topraklarında, onun kültürüyle bezeli olduğu için normal olarak yapılar köşeli ve dikdörtgenler üzerine kuruluydu, yollar boyunca. Hele bulvar boyu ve meydanda tarihî dokuyu hâlâ koruyan yerleşim beni etkiledi hakkaten. Yer yer Fransızvarî ipuçları da veriyordu bazıları, ki o vakit insan tarihin hangi noktasında kimin topraklarında seçemiyordu. Bu da işin daha hoş yanı idi tabi, ne de olsa beynen uzaklaşmak mekânın durmadan kimlik değiştirmesiyle daha büyülü bir hal alıyordu..) Okullarından tutun da- sokaklarına kadar hemen her yer bu köşeli yapılarla bezeli idi.
işin şaşırtıcı yanı kuytularda bile denk geldiğiniz bu benzeri binalarda donlar, pantolanlar asılı olması idi..)))) Bu tuhaf görüntünün estetikten uzak, tarihi eskiden bugüne taşıyan lakaydisi beni şaşırtmadı, iğrit etmedi desem yalan olur. Köşe köşe gezerseniz gündüz ve akşam sizi büyüleyen görüntülerin altından neler çıkıyor, şehrin fakirliği nasıl da yüzüne çarpıyor insanın. Yine de bu kuytu görüntüler de bütünün parçaları olduğu için depoladım zihnime.
Evler, özellikle de eskiden kalma olanlar aynı ve geniş bir hole / avluya açılan bir dürü dairen olulşmakta
ki, kat kat dolana dolana apart otel havasında, pansiyonvari bir yapılanıştalar. Eskiden kalma bi alan tasarrufu tabi, şimdiki binalar daha çok
artman biçimindeler, sayıları henüz az olsa da. Soldaki arabalı donlu görüntüler de nzeri bi yapıdan alınma zaten.
Benzer bi yapıya çocukken yaşadığımız Bandırma’da DSİ’nin lojmanlarında da rastlamıştım, gezerken birden anılarım canladı oralada. Gerçi Bandırma ve Rusya??? Başka örneği de yoktu Bandırma’da oysa…

Resmî kurumlar da tarihin içine yerleştirilmiş adeta. Yanda gördüğünüz şu yapı hastane binası imiş mesela.. Bu da başka bi yapının arkada kalmış köhne yanı o ayrı..
Okullardan biçoğu da aynı tarihle içiçelik durumunda huzula yaşayıp gidiyola. Cumartesi iken ve Gürcistan’da ara tatil yanıyor iken şans bu ya tesadüfen ilköğretim kurumlarından en merkezi olanına okulun müdiresinin okulu kontrolü esnasında denk gelince bi de okul çıkardık aradan. Gezdirdiler her bir köşeyi, tuvaletine kadar. Türk usülü kahveler, çikolatalar, güler yüz… uzun lafın kısası çok misafirperverane ağırladılar. Sonra ordan müze, kilise adreslerini de alıp yerlerini belledik bi iyice; yani rehberimiz sağ olsun..) Okul ve müze fotoları da başka sefere artık..
Oooo daha gecesi var, parkı, sahili… ..)))
Adeta , Artman , Benzer , Bile , Bu , Donlar , Dsi , Hangi , Insan , Ki , Nin , Olur , Oysa , Rusya , Tutun , Uzak , Vakit , Yanda
İş güç ararken sıkıldık bunaldık , havalar da bi düzelemedi,ucundan kıyısından görünüyor bahar ama hala demo versiyondayız.İste bugünlere ilaç gibi gelecek bir şarkı:
Bobby McFerrin ‘den geliyor: “Don’t Worry, Be Happy ! “
Sözleri de tam olarak şöyle ki:
here’s a little song i wrote
you might want to sing it note for note
don’t worry, be happy.
in every life we have some trouble
but when you worry you make it double
don’t worry, be happy.
don’t worry, be happy now.
*don’t worry, be happy.
don’t worry, be happy.
don’t worry, be happy.
don’t worry, be happy.
ain’t got no place to lay your head
somebody came and took your bed
don’t worry, be happy.
the landlord say your rent is late
he may have to litigate
don’t worry, be happy.
*(look at me — i’m happy.
don’t worry, be happy.
here i give you my phone number.
when you worry, call me, i make you happy.
don’t worry, be happy.)
ain’t got no cash, ain’t got no style
ain’t got no gal to make you smile
don’t worry, be happy.
’cause when you worry your face will frown
and that will bring everybody down
don’t worry, be happy.
*(don’t worry, don’t worry, don’t do it. be happy.
put a smile on your face. don’t bring everybody down.
don’t worry. it will soon pass, whatever it is.
don’t worry, be happy. i’m not worried, i’m happy… )
Bu da dinlemek isteyenler için linki efem: ( Yazının başlığına tıklayarak da ulaşabilirsiniz )
Ama , Bahar , Bobby Mcferrin , Demo , Dont Worry Be Happy , Gal , Gelecek , Hala , Ki , Landlord , Little Song , Music , Phone Number , Smile On Your Face , Tam